Ana içeriğe atla

4: Gençliğe Ağıt

Terapiye beş aydır gidiyorum ve görünen o ki daha epey gideceğim. O yüzden bakmayın her şeyi çözdüm havalarına girip kocaman laflar ettiğime. Hala hoşuma gitmeyen, beni fazlasıyla rahatsız eden bu postpartum durumla ilgili açıklamalar bulmaya ve o açıklamalara göre de çözümler üretmeye çalışıyorum. Son zamanlarda fark ettiğim yeni bir şey var: Bebeğimin olmasıyla beraber bir panik yaşadım ve bu tüm hayatımı, evliliğimi, bebeğe yaklaşımımı, kendime olan özenimi tamamen bitirdi. Paniğin sebebi artık yaşlandığımı, gençliğimin o güzel, pervasız, heyecan dolu günlerinin bir daha geri gelmeyecek olduğunu anlamamdı.

Ah gençliğim… 20’li yaşlarım… Ertesi gün işe gideceğimiz halde sabaha kadar dans ederdik. Bir yerimi kırarsam ya diye düşünmeden tehlikeli sporlar yapardık. Yeni bir başlangıç için geç mi demez, yepyeni işlere soyunurduk. Hayranı olduğumuz grubun konserinde ön sıralarda olmak için stadyumun önünde gecelerdik. Ertesi akşam nerede uyuyacağımızı bile planlamadan trenle Avrupa’yı gezerdik. Anlık kararlar risk almak demek değil, heyecan demekti o zaman bizim için. Ve heyecan yaşamak için elimizden geleni ardımıza koymazdık. Heyecanı da göstere göstere dibine kadar yaşardık. Ah gençliğim, güzel gençliğim, sevgili gençliğim, mutlu gençliğim, ümitli gençliğim, kaygısız gençliğim, deli gençliğim, dolu gençliğim…, geçmişte kalan gençliğim!

Gençliğim geçmişte, o geçmiş şimdi çok uzakta… Artık bir anneyim. Gençliğin simgelediği ne varsa annelik onların tersi sanki. Bu beni çok üzüyor, çok... O kadar ki gençliğimi hatırlatan her şey anlık çöküşlere sebep oluyor, anlık kopuşlara: ODTÜ’nün gazetelerdeki haberi, televizyondaki Pearl Jam konseri, bir tren… ve o zaman yaşadığım hisleri aynı şiddette bir daha asla yaşayamayacağım düşüncesi gözyaşlarına boğulmama sebep oluyor. (Şimdi de radyoda Pearl Jam’in Ten albümünden Black’in çalması kaderin bir oyunu mu bana??)

İşte, her ayrılık gibi gençliğimden ayrılmak da beni epey yıprattı, yıpratıyor. Hıçkıra hıçkıra ağladım, ağlıyorum gençliğimin arkasından. Gençliğe veda, yaşlılığa doğru, ölümün bir gün beni de bulacağını kabullenmeye doğru atılan bir adım. Bu adımı atmanın bu kadar zor olması çok mu anormal? Her insanın yaşlandığını anlamaya başladığı, ölümün kaçınılmaz olarak onu da bulacağı gerçeğini gördüğü bir dönüm noktası oluyor hayatında herhalde. Kiminin 30. yaş günü, kiminin bir cenaze töreni, kiminin evlilik, kiminin de doğum. Doğum zaten başlı başına bir travma sebebi, bir de içimdeki ölüm korkusunu tetikleyerek iyice çıkmaza soktu beni. Sanırım şu an Irvin Yalom’un son kitabını okumak için iyi bir zaman…

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Didem'cim, cok guzel reflekte etmissin duygularini, paylastigin icin tesekkur ederim. Her transition sancili oluyor gercekten...ozlem ve gipta ile okudum dolu dolu 20'lerini anlatisini....sadece kendimizden sorumlu oldugumuz gunlerden daha sorumlu zamanlara gecmek sadece zor degil, son derece cesaret ve belirsizlige tahammul gerektiren bir is. Yas artsada sende bu cesaret oldukca her zaman hayatta genc kalacaksin. cok sevgiler. ozlemle, Tuna
nirvana dedi ki…
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
nirvana dedi ki…
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki…
bu nirvana da kimdir? saldirgan ve basit.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hesap Cüzdanı Yazdırmanın Ekonomi Politiği

Bu yazı 10 yıl sonra blog yazmaya bir dönüş mü? Kim bilir… Eşine rastlanmamış zamanlardan geçiyoruz, en azından bugünleri yaşayan bizler için durum bu. Ve birçok şey yaşanıyor, yaşıyoruz daha önce yaşamadığımız. Düşünüyoruz, anlamaya çalışıyoruz, anlamlandırmaya çalışıyoruz; hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz. Bunları kayıt altına almanın, paylaşmanın, hem kendi düşüncelerimizi düzenlemek hem de yalnız olmadığımızı hissetmek ve birbirimizle dayanışma içinde olmak için önemli olduğunu düşünüyorum. Evet, akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz… Biz, evin bakım yükünü üstlenmiş kadınlar, sadece kendimizin değil, ev halkının da bedensel sağlığını, akıl sağlığını, hayatla bağını, yaşam motivasyonunu korumaya çalışıyoruz. Üstelik bu, kolay bir iş de değil. Artık anaokuluna gidemeyen 5 yaşındaki çocuğunuza neden sabah parka gidemeyeceğinizi ve 3 saat sabırla beklemesi gerektiğini her sabah anlatmanız gerekiyor mesela (çocukların sokağa çıkış izni sa...

Çiş Nasıl Tutulur?

Sevgili yeni anneler, anne adayları, anne aday adayları, bu sefer sizinle hayati bir konudaki tecrübelerimi paylaşmak için yazıyorum: tuvalet eğitimi! Bu bezden kurtulma olayı yanlış yöntem izlenirse çocuk için de, anne için de kabusa, mücadeleye, inada dönüşebiliyor, hayatı bir süreliğine zindan ediyor. Bu konularda çok kitap okumama rağmen, belli ki beynimin kapalı konumunda olduğu bir zamana denk gelmiş, okuduklarımdan bir şey anlamamışım. Neyse, yaşaya yaşaya öğrendik ailecek. Size de bu yaşanılanları aktarmak istedim, günü geldiğinde zorlanmayın diye. Bazı uzmanlar çocukların 18 aylıkken öğrenebileceklerini söylüyor ama benim okuduğum kaynakların tümü 2-3 yaş arasında tuvalet eğitimi vermenin ideal olduğunu yazıyordu. Ben de ilk denemeyi eylül-ekim gibi, Ada 2 yaşını doldurunca yaptım. O denemede 2-3 gün boyunca altını açıp “Adacığım çişin gelince haber ver” diyerek peşinde dolandım. Fakat o zaman 1-2 damla kaçırmayı bırakın, tüm çişini yerler yapıyor, bunu bana haber bile vermiyo...

Bir Annenin Cinnet Anı

Yok, panik yok. Henüz cinnet geçirmedim. Ama geçirebilirim. En azından öyle bir potansiyelim olduğunu fark ettim… geçen gün... büyük bir şaşkınlıkla… Tamam, gençlikte hepimizin delirdiği anlar olmuştur. Ne bileyim anne-babamıza sinirlenip kapıları çarptığımız zamanlar, sevgilimize kızıp yere bardak-tabak fırlattığımız anlar filan. Ama artık durmuş oturmuş, evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş bir kadın olarak olaylara çok daha soğukkanlı yaklaşabileceğimi düşünürdüm. Ne bileyim, yaşın verdiği bir olgunluk, görmüş geçirmişliğin verdiği bir metanet… Ama hayır. Öğrendim ki anne olmuş bir kadının yaşayacağı daha çoooook hezeyan varmış meğer. Ada’nın hasta olduğu günlerden biriydi. Çocukların, özellikle de 1-2 yaş civarındakilerin, hasta olduklarında ne kadar anneye düştüklerini görmüşsünüzdür. Kucaktan inmek istemezler, istedikleri olmadığında hemen ağlayıp bağırmaya başlarlar, sürekli mızırdanırlar, sizin istediğiniz hiçbir şeyi yapmazlar, yemek yemezler, uyumak istemezler… Yani anneyi fiz...