Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hesap Cüzdanı Yazdırmanın Ekonomi Politiği

Bu yazı 10 yıl sonra blog yazmaya bir dönüş mü? Kim bilir… Eşine rastlanmamış zamanlardan geçiyoruz, en azından bugünleri yaşayan bizler için durum bu. Ve birçok şey yaşanıyor, yaşıyoruz daha önce yaşamadığımız. Düşünüyoruz, anlamaya çalışıyoruz, anlamlandırmaya çalışıyoruz; hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz. Bunları kayıt altına almanın, paylaşmanın, hem kendi düşüncelerimizi düzenlemek hem de yalnız olmadığımızı hissetmek ve birbirimizle dayanışma içinde olmak için önemli olduğunu düşünüyorum. Evet, akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz… Biz, evin bakım yükünü üstlenmiş kadınlar, sadece kendimizin değil, ev halkının da bedensel sağlığını, akıl sağlığını, hayatla bağını, yaşam motivasyonunu korumaya çalışıyoruz. Üstelik bu, kolay bir iş de değil. Artık anaokuluna gidemeyen 5 yaşındaki çocuğunuza neden sabah parka gidemeyeceğinizi ve 3 saat sabırla beklemesi gerektiğini her sabah anlatmanız gerekiyor mesela (çocukların sokağa çıkış izni sa...
En son yayınlar

Çiş Nasıl Tutulur?

Sevgili yeni anneler, anne adayları, anne aday adayları, bu sefer sizinle hayati bir konudaki tecrübelerimi paylaşmak için yazıyorum: tuvalet eğitimi! Bu bezden kurtulma olayı yanlış yöntem izlenirse çocuk için de, anne için de kabusa, mücadeleye, inada dönüşebiliyor, hayatı bir süreliğine zindan ediyor. Bu konularda çok kitap okumama rağmen, belli ki beynimin kapalı konumunda olduğu bir zamana denk gelmiş, okuduklarımdan bir şey anlamamışım. Neyse, yaşaya yaşaya öğrendik ailecek. Size de bu yaşanılanları aktarmak istedim, günü geldiğinde zorlanmayın diye. Bazı uzmanlar çocukların 18 aylıkken öğrenebileceklerini söylüyor ama benim okuduğum kaynakların tümü 2-3 yaş arasında tuvalet eğitimi vermenin ideal olduğunu yazıyordu. Ben de ilk denemeyi eylül-ekim gibi, Ada 2 yaşını doldurunca yaptım. O denemede 2-3 gün boyunca altını açıp “Adacığım çişin gelince haber ver” diyerek peşinde dolandım. Fakat o zaman 1-2 damla kaçırmayı bırakın, tüm çişini yerler yapıyor, bunu bana haber bile vermiyo...

Bir Annenin Cinnet Anı

Yok, panik yok. Henüz cinnet geçirmedim. Ama geçirebilirim. En azından öyle bir potansiyelim olduğunu fark ettim… geçen gün... büyük bir şaşkınlıkla… Tamam, gençlikte hepimizin delirdiği anlar olmuştur. Ne bileyim anne-babamıza sinirlenip kapıları çarptığımız zamanlar, sevgilimize kızıp yere bardak-tabak fırlattığımız anlar filan. Ama artık durmuş oturmuş, evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş bir kadın olarak olaylara çok daha soğukkanlı yaklaşabileceğimi düşünürdüm. Ne bileyim, yaşın verdiği bir olgunluk, görmüş geçirmişliğin verdiği bir metanet… Ama hayır. Öğrendim ki anne olmuş bir kadının yaşayacağı daha çoooook hezeyan varmış meğer. Ada’nın hasta olduğu günlerden biriydi. Çocukların, özellikle de 1-2 yaş civarındakilerin, hasta olduklarında ne kadar anneye düştüklerini görmüşsünüzdür. Kucaktan inmek istemezler, istedikleri olmadığında hemen ağlayıp bağırmaya başlarlar, sürekli mızırdanırlar, sizin istediğiniz hiçbir şeyi yapmazlar, yemek yemezler, uyumak istemezler… Yani anneyi fiz...

Uyanış

Uyandım. Annemin ölümünden sonra uyandım. Çünkü o ölüm o kadar beklenmedik bir anda ve o kadar çabuk geldi ki… Ama bu ikinci uyanıştı. Onu anlatmadan önce ilk uyanışı anlatmalıyım. İngiltere’de yüksek lisans yaparken yaşamıştım ilk uyanışı. Oradaki hocalarımdan biri olan John MacLean’in derslerinde kapitalist düzenin aslında ne olduğunu, hayatımızın her alanını nasıl şekillendirdiğini, ona karşıymış gibi duran şeylerin bile (sivil toplum kuruluşları, yeni spiritüel akımlar vs) aslında nasıl da sistem tarafından sistemin devamını sağlamak üzere pompalandığını görüp irkilmiştim. Bu derste okuduklarım ve hocamdan öğrendiklerim sonrasında artık gözlerim açıldı; her şeye eleştirel bakar oldum. Aslında “bakabilir oldum” demeliyim. Çünkü hepimiz o kadar sorgulamadan yaşıyoruz ki, eleştirebilmek, karşı durmaya çalışmak bir beceri, hatta bence bir meziyet oldu. Hiçbir şeyi sorgulamıyoruz ve bize dayatılanları sanki doğalı, normali öyleymiş gibi yaşıyoruz. Bunun birçok örneği var yaşantımızın he...

5: Şımarık

Hayata geri dönme zamanı. Karanlıktan çıkıp, aydınlığa doğru ilk adımları atma zamanı. Epeydir derin, büyük bir kuyudaydım; önce bir doğum, sonra da bir ölüm sebebiyle. O ölüm daha çok yeni ve etkisi çok büyük hayatımda, ve hafifleyeceği zamana da daha çok var; ama şimdi suyun içinde çırpınıp daha da derinlere batmaktansa yavaş yavaş kulaç atıp yüzmeyi denemek istiyorum. Aman allahım! Ne de kolay yazdım bunu! Ve böyle kolay yazınca nasıl da kolay göründü gerçekleştirmesi! Peki ne değişti hayatımda? Ne değişti de başarabileceğime dair bir ümit hissetmemi sağladı? Sadece ümit mi? Bunu yapabilmem için gereken o gücü de şimdi buluyorum içimde. Peki önceki ruh hali, sürekli çırpınıp daha da dibe batma durumu neydi? Şimdi bunu böyle kolayca yazıyorum ama neden doğumdan sonraki o uzuuuun zaman dilimi boyunca bu hisler teğet bile geçmedi? Ada’nın doğumundan birkaç ay sonra bir akşam en bi yakın arkadaşlarım bize gelmişlerdi. Toplu muhabbetten sonra, her zamanki gibi, kocaları salonda bırakıp ...

Annem Öldü

Bekleyiş bitti… Annem öldü. Nasıl oldu bu bilmiyorum… Bu başımıza nasıl geldi? Nasıl oldu da o güzel insan bir gün vardı, bir gün yoktu? İnanamıyorum. 2 ay 2 gün hastanede bilinci kapalı halde yatmasına rağmen, bütün bu süre boyunca ve ölümüne saniyeler kalana kadar yanında olduğum halde, cansız bedenini uzun uzun okşadığım halde, toprağa girişini gördüğüm halde ve ölümün yaşamın bir parçası olduğunu defalarca görmüş olmama rağmen… inanamıyorum. Benim annem nasıl ölür? Nasıl oldu bu? Nasıl? Ayrıca onsuz hayat nasıl geçer? Bilmiyorum… Hiç tecrübe etmedim ki… O hep yanımdaydı. Yanımda olmadığında bir telefon uzaklığındaydı. O rahatlatıcı sesi… O bilge fikirleri… Öğretmenim… Beni büyüten, beni ben yapan insan… Şimdi yok… Nasıl olur? Bilmiyorum… Hiç bilmiyorum… Onun eşyalarına dokunuyorum, koltuğun onun her zaman oturup bulmacasını çözdüğü kısmını okşuyorum, yastığını öpüyorum. Az sonra salonun kapısından girecek ve bana her zamanki gibi “canııııım” diye seslenecek diye bekliyorum. Mant...

Tepetaklak

Aslında bu bölümün adı “Postpartum Haller – 5: Evet = Hayır” olmalıydı. Ve ben yine mız mız mızırdanmalı veya salya sümük ağlamalıydım. Ama hayat öyle bir şey ki bir anda bir tokat atıyor size ve kendinize gelmek, tüm şımarıklıkları bir kenara atıp silkelenerek ayağa kalkmak zorunda kalıyorsunuz. Feci bir tokat yedim ben de… Hem de hiç hayal edemeyeceğim bir tokat… Annem beyin kanaması geçirdi ve ölümün eşiğinden döndü. Şu an hala bilinci kapalı. Bilincinin açılıp açılmayacağını, açılacaksa ne zaman açılacağını, kanamanın bıraktığı hasarı, hiçbir şeyi bilmiyoruz. İki aydır elimiz kolumuz bağlı, soğuk bir hastane kantininde, tahta sandalyelerin üzerinde bekliyoruz. Bekliyoruz, bekliyoruz ve bekliyoruz. Daha kaç gün bekleyeceğimizi bile bilemeden… Bebekliğin ilk dönemlerinde, bebek annesi ile kendini bir zannedermiş ve kendimizin ayrı bir birey olduğunu belki ilk yaşımızdan sonra algılamaya başlıyormuşuz ama ben fark ettim ki ölüm söz konusu olunca annemin de ancak ben yok olduğum zaman...