Ana içeriğe atla

Annem Öldü

Bekleyiş bitti… Annem öldü. Nasıl oldu bu bilmiyorum… Bu başımıza nasıl geldi? Nasıl oldu da o güzel insan bir gün vardı, bir gün yoktu? İnanamıyorum. 2 ay 2 gün hastanede bilinci kapalı halde yatmasına rağmen, bütün bu süre boyunca ve ölümüne saniyeler kalana kadar yanında olduğum halde, cansız bedenini uzun uzun okşadığım halde, toprağa girişini gördüğüm halde ve ölümün yaşamın bir parçası olduğunu defalarca görmüş olmama rağmen… inanamıyorum. Benim annem nasıl ölür? Nasıl oldu bu? Nasıl? Ayrıca onsuz hayat nasıl geçer? Bilmiyorum… Hiç tecrübe etmedim ki… O hep yanımdaydı. Yanımda olmadığında bir telefon uzaklığındaydı. O rahatlatıcı sesi… O bilge fikirleri… Öğretmenim… Beni büyüten, beni ben yapan insan… Şimdi yok… Nasıl olur? Bilmiyorum… Hiç bilmiyorum… Onun eşyalarına dokunuyorum, koltuğun onun her zaman oturup bulmacasını çözdüğü kısmını okşuyorum, yastığını öpüyorum. Az sonra salonun kapısından girecek ve bana her zamanki gibi “canııııım” diye seslenecek diye bekliyorum. Mantığım “Öldü işte; canlılar yok olur, unutma” diyor ve beni gerçekliğe çağırıyor. Kalbimse onun ölmüş olduğu gerçeği her aklıma geldiğinde yerinden fırlayacakmış gibi atıyor; aklımı yitirecek gibi oluyorum. Gözümü her kapadığımda annemin görüntüsü beliriyor. Birisi çıkıp 2,5 aydır yaşadıklarının hepsi bir senaryoydu, hiçbiri olmadı diyecek gibi geliyor. Çok zor, çok…. Ama tabii ki öğreneceğim. Tabii ki… Herkes öğreniyor. Erken yaşta annesini, babasını, daha da kötüsü evladını kaybedenler öğrendikten sonra tabii ki ben de öğreneceğim. Fotoğraflarda okşayacağım annemi, anılarımda yaşatacağım, Ada’ya annem gibi bir anne olmaya çalışarak onu hep anacağım. Onun yokluğuyla eksildim... Ama kalbim onun sevgisiyle öyle dolu ki… Onun sevgisiyle artacağım, çoğalacağım, büyüyeceğim… (Melodramları sevmem. Bu yazıyı da okuyanları ağlatmak, kendimi acındırmak vs için hiç yazmadım. Sadece yazarsam belki ölüm fikrini biraz daha kabullenebilirim diye, bir de okuyup duygularını benimle paylaşanlardan güç bulurum diye düşündüm.)

Yorumlar

Ceylan Yurdakuler dedi ki…
Didemcim,
'Onsuz hayat nasıl geçer' çıkmazı var ya... Çok tanıdık geldi. Uzun bir süre böyle hissedebilirsin, moral verilecek bir durum yok ama o şarıl şarıl kanayan yara bir gün çok kan kaybettirmeden kanıyor, sonra tampon yapmaya gerek kalmadan kanıyor, sonra pıhtılaşıyor, derken kabuk bağlıyor, bazı durumlarda tekrar kanıyor, sonra tekrar kabuk bağlıyor. Bir gün kabuk düşüyor, ama bir yerlere toslayınca tekrar kanayabiliyor tabii. Tamamen geçmese de, hayatını devam ettirmeni sağlama gücünü bir şekilde buluyorsun. Benim hissettiğim ve tecrübe ettiğim bu. Sevgiler, sabırlar.
kupa birlisi dedi ki…
Didemcim;
böyle haberleri karşılamakta öyle kötüyüm ki. Sanki duymak istemiyorum gibi, sonrasında ne diyeceğimi bilmiyorum gibi. Böyle karşı karşıya gelip de iki dudağının arasından bir tanecik bile teselli kelimesi çıkaramamak gibi.Ama bir yandan da bu suskunlukla sanki hiç umursamamış görüntüsünün oluşmasından da korkuyorum, ben öylekeyifle hatırlıyorum çünkü size gelişimizi, Ada'yı annenin kollarında görüp, hem annene hem Ada'ya dair içimde oluşan sıcacık hisleri...
çok üzgünüm,aklıma gelen tek şey bu, gerçekten çok üzgünüm.
çok çok sevgiler gönderiyor ve sabırlar diliyorum.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hesap Cüzdanı Yazdırmanın Ekonomi Politiği

Bu yazı 10 yıl sonra blog yazmaya bir dönüş mü? Kim bilir… Eşine rastlanmamış zamanlardan geçiyoruz, en azından bugünleri yaşayan bizler için durum bu. Ve birçok şey yaşanıyor, yaşıyoruz daha önce yaşamadığımız. Düşünüyoruz, anlamaya çalışıyoruz, anlamlandırmaya çalışıyoruz; hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz. Bunları kayıt altına almanın, paylaşmanın, hem kendi düşüncelerimizi düzenlemek hem de yalnız olmadığımızı hissetmek ve birbirimizle dayanışma içinde olmak için önemli olduğunu düşünüyorum. Evet, akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz… Biz, evin bakım yükünü üstlenmiş kadınlar, sadece kendimizin değil, ev halkının da bedensel sağlığını, akıl sağlığını, hayatla bağını, yaşam motivasyonunu korumaya çalışıyoruz. Üstelik bu, kolay bir iş de değil. Artık anaokuluna gidemeyen 5 yaşındaki çocuğunuza neden sabah parka gidemeyeceğinizi ve 3 saat sabırla beklemesi gerektiğini her sabah anlatmanız gerekiyor mesela (çocukların sokağa çıkış izni sa...

Çiş Nasıl Tutulur?

Sevgili yeni anneler, anne adayları, anne aday adayları, bu sefer sizinle hayati bir konudaki tecrübelerimi paylaşmak için yazıyorum: tuvalet eğitimi! Bu bezden kurtulma olayı yanlış yöntem izlenirse çocuk için de, anne için de kabusa, mücadeleye, inada dönüşebiliyor, hayatı bir süreliğine zindan ediyor. Bu konularda çok kitap okumama rağmen, belli ki beynimin kapalı konumunda olduğu bir zamana denk gelmiş, okuduklarımdan bir şey anlamamışım. Neyse, yaşaya yaşaya öğrendik ailecek. Size de bu yaşanılanları aktarmak istedim, günü geldiğinde zorlanmayın diye. Bazı uzmanlar çocukların 18 aylıkken öğrenebileceklerini söylüyor ama benim okuduğum kaynakların tümü 2-3 yaş arasında tuvalet eğitimi vermenin ideal olduğunu yazıyordu. Ben de ilk denemeyi eylül-ekim gibi, Ada 2 yaşını doldurunca yaptım. O denemede 2-3 gün boyunca altını açıp “Adacığım çişin gelince haber ver” diyerek peşinde dolandım. Fakat o zaman 1-2 damla kaçırmayı bırakın, tüm çişini yerler yapıyor, bunu bana haber bile vermiyo...

Bir Annenin Cinnet Anı

Yok, panik yok. Henüz cinnet geçirmedim. Ama geçirebilirim. En azından öyle bir potansiyelim olduğunu fark ettim… geçen gün... büyük bir şaşkınlıkla… Tamam, gençlikte hepimizin delirdiği anlar olmuştur. Ne bileyim anne-babamıza sinirlenip kapıları çarptığımız zamanlar, sevgilimize kızıp yere bardak-tabak fırlattığımız anlar filan. Ama artık durmuş oturmuş, evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş bir kadın olarak olaylara çok daha soğukkanlı yaklaşabileceğimi düşünürdüm. Ne bileyim, yaşın verdiği bir olgunluk, görmüş geçirmişliğin verdiği bir metanet… Ama hayır. Öğrendim ki anne olmuş bir kadının yaşayacağı daha çoooook hezeyan varmış meğer. Ada’nın hasta olduğu günlerden biriydi. Çocukların, özellikle de 1-2 yaş civarındakilerin, hasta olduklarında ne kadar anneye düştüklerini görmüşsünüzdür. Kucaktan inmek istemezler, istedikleri olmadığında hemen ağlayıp bağırmaya başlarlar, sürekli mızırdanırlar, sizin istediğiniz hiçbir şeyi yapmazlar, yemek yemezler, uyumak istemezler… Yani anneyi fiz...