Yok, panik yok. Henüz cinnet geçirmedim. Ama geçirebilirim. En azından öyle bir potansiyelim olduğunu fark ettim… geçen gün... büyük bir şaşkınlıkla… Tamam, gençlikte hepimizin delirdiği anlar olmuştur. Ne bileyim anne-babamıza sinirlenip kapıları çarptığımız zamanlar, sevgilimize kızıp yere bardak-tabak fırlattığımız anlar filan. Ama artık durmuş oturmuş, evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş bir kadın olarak olaylara çok daha soğukkanlı yaklaşabileceğimi düşünürdüm. Ne bileyim, yaşın verdiği bir olgunluk, görmüş geçirmişliğin verdiği bir metanet… Ama hayır. Öğrendim ki anne olmuş bir kadının yaşayacağı daha çoooook hezeyan varmış meğer.
Ada’nın hasta olduğu günlerden biriydi. Çocukların, özellikle de 1-2 yaş civarındakilerin, hasta olduklarında ne kadar anneye düştüklerini görmüşsünüzdür. Kucaktan inmek istemezler, istedikleri olmadığında hemen ağlayıp bağırmaya başlarlar, sürekli mızırdanırlar, sizin istediğiniz hiçbir şeyi yapmazlar, yemek yemezler, uyumak istemezler… Yani anneyi fiziksel ve psikolojik olarak zorlarlar. Ben de iki gündür Ada’nın bu haliyle baş etmeye çalışıyordum. Yardımcım olmadığı (gerçi Cenk’in çabalarını takdir etmeden geçemeyeceğim) ve Ada hastalık sebebiyle yuvaya da gitmediği için 10 dakika bile mola veremiyordum. Geceleri de ateş veya öksürük yüzünden uyanıp duruyordu; tabii ben de onunla beraber. Uykum her gece en az 4-5 sefer bölünüyordu. Uykusuzluk, fiziksel yorgunluk, psikolojik yıpranmışlık… Bunlara bir de yoğun endişe hislerini ekleyin. Bir yerde patlayacağım belliydi. O akşam şurubunu içmesi gerekiyordu. O sırada Cenk’in kucağındaydı. Beraberce mutfağa geldiler. Ama elimde şurup kaşığını görünce balık çırpınışına benzer çırpınışlarla Cenk’in kollarından kurtulmayı başardı ve mutfaktan kaçtı. Cenk hemen arkasından koşup yakaladı ve salonda masanın üzerine oturttu. Kollarını tuttu ama bizimki tecrübeli; ben tam şurup kaşığını uzatırken kafasını sağa sola sallayıp şurubun üstüne başına bulaşmasına sebep oldu. İşte o anda bende film koptu. Bir andan kendimi kaşıkta kalan şurubu Ada’nın başından aşağı boca ederken buldum! Ne yaptığımı fark etmem saniyeler sürdü. Bir hışımla arkamı döndüm ve mutfağa kaçtım. Ada ve Cenk de şok olmuş şekilde bana bakakalmışlardı. Bir süre sonra onlar da şoku atlattılar; Ada “Annem bana ne yaptı?” diye ağlamaya başladı, Cenk de “Üzerine yanlışlıkla şurup döktü kızım, gel temizleyelim.” deyip onu yatıştırmaya çalıştı. Hepimizin normal halimize dönmemiz biraz zaman aldı ama sonunda özürler dilendi, sarılıp öpüşüldü.
Ey sevgili yeni anneler ve henüz anne olmamışlar, siz henüz yaşamadıysanız “Yok artık! Delirmiş bu kadın. Ben bu kadarını da yapmam herhalde.” deyivereceğinizi hisseder gibiyim. İnanın, yaşayana kadar ben de kendimi Orta Doğu ve Balkanların en soğukkanlı annesi zannederdim. Ama neyse ki bu olaydan birkaç gün sonra çocuk eğitimi ile ilgili okuduğum kitapta* “Neden bu kadar öfkeleniyorum? Bunu nasıl engelleyebilirim?” isimli bölüme gelmiştim. Orada yazar kendi çocuklarına sinirlendiği bir anda kapı kolunun elinde kaldığını, verdiği seminerlere katılan annelerin hemen hemen hepsinin aklından bir öfke anında çocuklarının kafalarını koparma (aynen bunu yazmış, ama tabii belki biraz abartarakJ) düşüncesinin geçtiğini yazmıştı. Bunu yaşayan tek annenin ben olmadığımı, daha da abuk haller yaşan anneler olduğunu bilmek tabii beni rahatlattı. Her anne çeşitli sebeplerle (çocukla ilgili beklentilerin yüksek olması, telaş, endişe, başka konulardaki öfke) zaman zaman çocuğuna karşı öfke duyabilirmiş; bu son derece normalmiş. Önemli olan her iki tarafa da bir zarar vermeden öfkeyi kontrol altına alabilmekmiş.
Şimdi aynı hisleri tekrar yaşamamak, en azından yaşama ihtimalimi en aza indirmek için yazarın o bölümde önerdiği yöntemleri uygulamaya çalışıyorum. Meraklanmayın, şimdilik iyi de gidiyor J. Yeni annelere de henüz bu tür bir öfke nöbeti geçirmeden okumalarını öneriyorum.
* Elizabeth Pantley, Çocuğunuzla İşbirliği Yapabilme – Çocuğunuzla Bağırıp Çağırmadan, Azarlamadan, Yalvarmadan Nasıl İşbirliği İçinde Olabilirsiniz, HYB Yayıncılık, Ankara 1997
Bu yazı 10 yıl sonra blog yazmaya bir dönüş mü? Kim bilir… Eşine rastlanmamış zamanlardan geçiyoruz, en azından bugünleri yaşayan bizler için durum bu. Ve birçok şey yaşanıyor, yaşıyoruz daha önce yaşamadığımız. Düşünüyoruz, anlamaya çalışıyoruz, anlamlandırmaya çalışıyoruz; hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz. Bunları kayıt altına almanın, paylaşmanın, hem kendi düşüncelerimizi düzenlemek hem de yalnız olmadığımızı hissetmek ve birbirimizle dayanışma içinde olmak için önemli olduğunu düşünüyorum. Evet, akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz… Biz, evin bakım yükünü üstlenmiş kadınlar, sadece kendimizin değil, ev halkının da bedensel sağlığını, akıl sağlığını, hayatla bağını, yaşam motivasyonunu korumaya çalışıyoruz. Üstelik bu, kolay bir iş de değil. Artık anaokuluna gidemeyen 5 yaşındaki çocuğunuza neden sabah parka gidemeyeceğinizi ve 3 saat sabırla beklemesi gerektiğini her sabah anlatmanız gerekiyor mesela (çocukların sokağa çıkış izni sa...
Yorumlar