İlk bölümde yazmıştım: 12 ay önce doğum yaptım. Bu 12 aylık süre içersinde kendimi anormal hissettiğim çok zaman oldu ama izlediğim bir program “yarından tezi yok bir psikoloğa gitmeliyim” dememe neden oldu. Sperm bankasından aldığı spermle hamile kalıp çocuk dünyaya getiren bir kadın televizyonda tüm hamilelik ve lohusalık sürecini çok mutlu geçirdiğini, kadınların bu dönemlerdeki mutsuzluklarının kocaları ile olan ilişkilerinin bir yansıması olduğunu düşündüğünü söylemişti. Bir de çocuğuna inanılmaz bir bağlılık hissettiğini, adeta bir uzvu gibi gördüğünü... Söylediklerinin ilk kısmıyla ilgili de söyleyeceklerim var (sonraki yazılarda) ama önce ikinci kısım: Çocuğumu uzvum gibi görmeyi bir kenara bırakın, çocuğum olduğunu bile hala kabullenebilmiş, o ‘kutsal’ bağı kurabilmiş değilim. Her gün kendime soruyorum, “acaba gerçekten herkes bir anda doğurduğu bu varlığa sonsuz bir aşk ile bağlanabiliyor mu? Ve eğer durum buysa bana ne oluyor???”. Belki de bir çok kadın yalan söylüyor, doğumdan çıkar çıkmaz bir “anne” olduğunu hissedememeyi gururuna yediremediği için veya “Allahım, herkes kötü bir anne olduğumu düşünecek!” korkusundan. Oysa sadece güdülerimiz doğumla beraber bir anda devreye giren: Bu bebek bana bağımlı; onu beslemeliyim, temizlemeliyim, uyutmalıyım… Ama artık kendimizi kandırmayalım, annelik içgüdüsü dediğimiz şey ne yazık ki o bağı ve aşkı içermiyor. Veya tamamen inkar noktasındayım, psikolojik desteğe ihtiyacım olduğunu reddetmek adına ‘normal’in kendi yaşadığım hisler olduğunu düşünüyorum (halbuki nedir ‘normal’??). Bu postpartumun bir sonucu bu kafa karışıklığı ve çözümsüzlük, ve çözümsüzlük ve kafa karışıklığı.
Ben anne olmak için yaratıldığımı düşünürdüm hep. Bir futbol takımı kuracak kadar çocuk doğuracaktım. Gerçi bebeği bir uzvum gibi hissetmenin de normal olduğunu düşünmüyorum ama en azından gözlerimde sevgi pırıltıları olmalı, bebeğimden bahsettiğimde hayat durmalıydı… Sadece onunla ilgilenmek bana yetmeli, hayatımın yeni ve tek meşgalesi o olmalıydı. Başka hiçbir şeye ihtiyaç duymamalıydım. Bakınız beklentilerimin büyüklüğüne… Ama beklentileriniz ne kadar büyük olursa hayal kırıklığınız ve yarattığı enkaz da o kadar büyük oluyor. Halbuki böyle bir şey yok. Bir kadın çocuk doğurduğu zaman kendi olmaktan çıkıp bebeğin annesi olmuyor ki sadece. Hem kendi oluyor (ev kadını, iş kadını, aşk kadını…), bir yandan da bebeğin annesi oluyor. Diğer kimliklerini bir yana bırakması mümkün değil ama bebeğin yükü o kadar zaman talep ediyor ve ağır geliyor ki hepsini bir anda sırtlanamıyor. Ve bir noktada diğerleri gelip beni ihmal ettin demeye başlıyor. İlgi talep ediyor, zaman talep ediyor. Kadın bunları yapamadığında da yetersiz hissetmeye başlıyor. Yetersizlik hissi, mutsuzluğa, mutsuzluk isteksizliğe, isteksizlik kendisi için hiçbir şey yapmamaya, bu da yetersizlik hissine, yetersizlik hissi mutsuzluğa… sebep oluyor. İşte ben 12 aydır bu çıkmazın, bu kısır döngünün içinde hissediyorum kendimi. Kendim için hiçbir şey yapamıyorum, hiçbir şeye zaman yetiştiremiyorum. Şu an kendim olmaktan çıktım, sadece bebeğimin annesiyim… Belki de bu yüzden o bağı kuramıyorum: bağın bir ucunda olması gereken ben aslında şu an yokum…
Ben anne olmak için yaratıldığımı düşünürdüm hep. Bir futbol takımı kuracak kadar çocuk doğuracaktım. Gerçi bebeği bir uzvum gibi hissetmenin de normal olduğunu düşünmüyorum ama en azından gözlerimde sevgi pırıltıları olmalı, bebeğimden bahsettiğimde hayat durmalıydı… Sadece onunla ilgilenmek bana yetmeli, hayatımın yeni ve tek meşgalesi o olmalıydı. Başka hiçbir şeye ihtiyaç duymamalıydım. Bakınız beklentilerimin büyüklüğüne… Ama beklentileriniz ne kadar büyük olursa hayal kırıklığınız ve yarattığı enkaz da o kadar büyük oluyor. Halbuki böyle bir şey yok. Bir kadın çocuk doğurduğu zaman kendi olmaktan çıkıp bebeğin annesi olmuyor ki sadece. Hem kendi oluyor (ev kadını, iş kadını, aşk kadını…), bir yandan da bebeğin annesi oluyor. Diğer kimliklerini bir yana bırakması mümkün değil ama bebeğin yükü o kadar zaman talep ediyor ve ağır geliyor ki hepsini bir anda sırtlanamıyor. Ve bir noktada diğerleri gelip beni ihmal ettin demeye başlıyor. İlgi talep ediyor, zaman talep ediyor. Kadın bunları yapamadığında da yetersiz hissetmeye başlıyor. Yetersizlik hissi, mutsuzluğa, mutsuzluk isteksizliğe, isteksizlik kendisi için hiçbir şey yapmamaya, bu da yetersizlik hissine, yetersizlik hissi mutsuzluğa… sebep oluyor. İşte ben 12 aydır bu çıkmazın, bu kısır döngünün içinde hissediyorum kendimi. Kendim için hiçbir şey yapamıyorum, hiçbir şeye zaman yetiştiremiyorum. Şu an kendim olmaktan çıktım, sadece bebeğimin annesiyim… Belki de bu yüzden o bağı kuramıyorum: bağın bir ucunda olması gereken ben aslında şu an yokum…
Yorumlar
Siz tabii ki bambaşka evrenlere geçtiğinizi düşünüyorsunuz artık doğumla birlikte, bebeğin sonsuz taleplerinin etkisiyle; belki kocaların belki annelerin yardım etmeye çalışırken aslında sizi yoran bıktıran kıran tavırlarını da katık ediyorsunuz. Ama çok da kızmayın kendinize veya onlara: Kim bu kodlamalardan ari yetişebilmiş ki şu dünyada, hele hele Türkiye'de? Küçücük yaştan usul usul zerkedilmiş hangi yaşta hangi statüde hangi etikette ne yapmamız gerektiği; gel gör ki belletilen hayat yaşanılacak hayat değilmiş, maalesef geç farkettik.
Fakat çok da memleket bellemeyin lütfen oraları; böyle bloglarda harcamayalım muhabbetleri, en kısa zamanda görüşelim. Özledim yahu!!!