Ana içeriğe atla

Tepetaklak

Aslında bu bölümün adı “Postpartum Haller – 5: Evet = Hayır” olmalıydı. Ve ben yine mız mız mızırdanmalı veya salya sümük ağlamalıydım. Ama hayat öyle bir şey ki bir anda bir tokat atıyor size ve kendinize gelmek, tüm şımarıklıkları bir kenara atıp silkelenerek ayağa kalkmak zorunda kalıyorsunuz. Feci bir tokat yedim ben de… Hem de hiç hayal edemeyeceğim bir tokat… Annem beyin kanaması geçirdi ve ölümün eşiğinden döndü. Şu an hala bilinci kapalı. Bilincinin açılıp açılmayacağını, açılacaksa ne zaman açılacağını, kanamanın bıraktığı hasarı, hiçbir şeyi bilmiyoruz. İki aydır elimiz kolumuz bağlı, soğuk bir hastane kantininde, tahta sandalyelerin üzerinde bekliyoruz. Bekliyoruz, bekliyoruz ve bekliyoruz. Daha kaç gün bekleyeceğimizi bile bilemeden… Bebekliğin ilk dönemlerinde, bebek annesi ile kendini bir zannedermiş ve kendimizin ayrı bir birey olduğunu belki ilk yaşımızdan sonra algılamaya başlıyormuşuz ama ben fark ettim ki ölüm söz konusu olunca annemin de ancak ben yok olduğum zaman yok olacağını düşünüyormuşum. Halbuki biricik tontiş anneannem ben 19 yaşındayken ölmüştü ve ‘ölüm’ün anlamını, o yok oluş durumunu o zaman tüm gerçekliğiyle öğrenmek zorunda kalmıştım. Ama şimdi anlıyorum ki o zaman yaşadığım travmaya rağmen annemin ölme ihtimalini hiç düşünmemişim. Annem hep benim yanımda ve hep yol göstericim, sırdaşım, sığınağım olacaktı. Hep ‘burada’ olacaktı işte… Annem… Kayıtsız şartsız, önyargısız, sonsuz bir sabırla beni dinleyeceğinden emin olarak şımarabileceğim, mızmızlanabileceğim, üfleyip püfleyebileceğim sabır küpü. Şu hayatta onca anlamsız kaygıyla verdiğim kararların hepsinde beni sonuna kadar destekleyen insan. O kararlara katılmasa bile anlamaya çalışan, beni değiştirmeye çalışmayan, kocaman kalbiyle beni ilelebet, her koşulda seveceğini bildiğim kişi… Annem… Benim canım annem… Nasıl dayanabilirim, insan annesinin başına bir şey gelirse nasıl ayakta kalabilir diyordum. İşte, oluyormuş... Asla hayal bile edemeyeceğim kadar kuvvetli ve umut doluyum. Her gün hastaneye yeni bir ışığı takip ederek gidiyorum, o ışığın bize güzel günler getireceğine inanarak. Hiçbir yorgunluk hissetmiyor, hiç zorlanmıyorum. Herkesin beni teskin etmesi gerekirken, ben onları teskin ediyorum. Ve sonsuz bir sabırla bekliyorum. Nasıl, neden diye çok sordum kendime. Sonra cevabını buldum: çünkü annem böyleydi. Her zorlukta ayakta kalabilecek kadar kuvvetli, mücadeleci, dirençli ve inatçıydı. Hiçbir durumda ümidini yitirmez, kimsenin de yitirmemesi için çabalar, bu enerjisini herkese yayardı. Annemin bana öğrettiği binlerce şeyden biri de buymuş meğer. Ona teşekkür etmem gereken o kadar çok şey var ki… Ben çok, çok, çok şanslıydım… Neyse ki bunun her zaman farkında oldum ve ona hep teşekkür ettim. Ve bu gün bu hastane kantininde oturup minnacık gelişmeleri ümitle beklerken de onunla geçirdiğim 33 yılın her günü için sürekli şükrediyorum.

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Didocum,
Ümitle beklemen, beklememiz, boşa çıkmayacak. Anneciğin hastaneden taburcu olacak, evine dönecek ve belki çok uzun zaman alacak rehabilitasyon sürecini yazında bahsettiğin o sabrıyla ve olağanüstü kararlılığıyla mümkün olan en iyi şekilde geçirecek.
Beklemek hiç kolay değil, o yüzden sana kolaylık yerine kalbindeki sevginin sesini duymaya devam edebilme gücü diliyorum. En inançlı olanların bile şüpheye düştüğü anlar vardır ve bu insancadır.
Gamze
Adsız dedi ki…
Çok önemli bir noktayı söylemeyi unutmuşum, burada yazdıkların ne mızmızlıktır ne şımarıklık! Sen (ben) gibi insanların çocuk sahibi olmaları ne tesadüftür ne de sorumsuzca kabullenilen bir durum. Yaşadıklarını "modern kimliğe sahip bir kadının iç buhranları" diye indirgemek, öyle yorumlamak kimsenin haddi değildir!
Gamze

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hesap Cüzdanı Yazdırmanın Ekonomi Politiği

Bu yazı 10 yıl sonra blog yazmaya bir dönüş mü? Kim bilir… Eşine rastlanmamış zamanlardan geçiyoruz, en azından bugünleri yaşayan bizler için durum bu. Ve birçok şey yaşanıyor, yaşıyoruz daha önce yaşamadığımız. Düşünüyoruz, anlamaya çalışıyoruz, anlamlandırmaya çalışıyoruz; hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz. Bunları kayıt altına almanın, paylaşmanın, hem kendi düşüncelerimizi düzenlemek hem de yalnız olmadığımızı hissetmek ve birbirimizle dayanışma içinde olmak için önemli olduğunu düşünüyorum. Evet, akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz… Biz, evin bakım yükünü üstlenmiş kadınlar, sadece kendimizin değil, ev halkının da bedensel sağlığını, akıl sağlığını, hayatla bağını, yaşam motivasyonunu korumaya çalışıyoruz. Üstelik bu, kolay bir iş de değil. Artık anaokuluna gidemeyen 5 yaşındaki çocuğunuza neden sabah parka gidemeyeceğinizi ve 3 saat sabırla beklemesi gerektiğini her sabah anlatmanız gerekiyor mesela (çocukların sokağa çıkış izni sa...

Çiş Nasıl Tutulur?

Sevgili yeni anneler, anne adayları, anne aday adayları, bu sefer sizinle hayati bir konudaki tecrübelerimi paylaşmak için yazıyorum: tuvalet eğitimi! Bu bezden kurtulma olayı yanlış yöntem izlenirse çocuk için de, anne için de kabusa, mücadeleye, inada dönüşebiliyor, hayatı bir süreliğine zindan ediyor. Bu konularda çok kitap okumama rağmen, belli ki beynimin kapalı konumunda olduğu bir zamana denk gelmiş, okuduklarımdan bir şey anlamamışım. Neyse, yaşaya yaşaya öğrendik ailecek. Size de bu yaşanılanları aktarmak istedim, günü geldiğinde zorlanmayın diye. Bazı uzmanlar çocukların 18 aylıkken öğrenebileceklerini söylüyor ama benim okuduğum kaynakların tümü 2-3 yaş arasında tuvalet eğitimi vermenin ideal olduğunu yazıyordu. Ben de ilk denemeyi eylül-ekim gibi, Ada 2 yaşını doldurunca yaptım. O denemede 2-3 gün boyunca altını açıp “Adacığım çişin gelince haber ver” diyerek peşinde dolandım. Fakat o zaman 1-2 damla kaçırmayı bırakın, tüm çişini yerler yapıyor, bunu bana haber bile vermiyo...

Bir Annenin Cinnet Anı

Yok, panik yok. Henüz cinnet geçirmedim. Ama geçirebilirim. En azından öyle bir potansiyelim olduğunu fark ettim… geçen gün... büyük bir şaşkınlıkla… Tamam, gençlikte hepimizin delirdiği anlar olmuştur. Ne bileyim anne-babamıza sinirlenip kapıları çarptığımız zamanlar, sevgilimize kızıp yere bardak-tabak fırlattığımız anlar filan. Ama artık durmuş oturmuş, evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş bir kadın olarak olaylara çok daha soğukkanlı yaklaşabileceğimi düşünürdüm. Ne bileyim, yaşın verdiği bir olgunluk, görmüş geçirmişliğin verdiği bir metanet… Ama hayır. Öğrendim ki anne olmuş bir kadının yaşayacağı daha çoooook hezeyan varmış meğer. Ada’nın hasta olduğu günlerden biriydi. Çocukların, özellikle de 1-2 yaş civarındakilerin, hasta olduklarında ne kadar anneye düştüklerini görmüşsünüzdür. Kucaktan inmek istemezler, istedikleri olmadığında hemen ağlayıp bağırmaya başlarlar, sürekli mızırdanırlar, sizin istediğiniz hiçbir şeyi yapmazlar, yemek yemezler, uyumak istemezler… Yani anneyi fiz...